İçeriğe atla

Beta-laktam antibiyotikler

DrSozluk sitesinden

Beta-laktam antibiyotikler (İng. beta-lactam antibiotics), yapılarında beta-laktam halkası bulunan ve bakteri hücre duvarı sentezini engelleyen antibiyotik grubudur. Klinikte en sık kullanılan antibakteriyel gruptur.

Etimoloji

Molekülün ortak yapısal ögesi olan beta-laktam halkasından adlandırılmıştır.

Klinik bağlam

İlaçlar, bakteri hücre duvarının yapımında görev alan penisilin bağlayıcı proteinlere bağlanarak peptidoglikan çapraz bağlarının oluşmasını engeller; sonuçta duvar bütünlüğü bozulur ve bakteri ozmotik olarak parçalanır. Bu düzenek yalnızca çoğalan bakterilerde etkilidir ve insan hücrelerinde hücre duvarı bulunmadığından seçicilik yüksektir; grubun güvenlik profilinin iyi olması bu nedenledir.[1]

Grup dört alt başlıkta incelenir. Penisilinler; dar spektrumlu doğal penisilinlerden aminopenisilinlere ve antipseudomonal biçimlere uzanır. Sefalosporinler kuşaklara ayrılır; ilerleyen kuşaklarda Gram negatif etkinlik artar, beşinci kuşakta metisiline dirençli stafilokoklara etkinlik kazanılır. Karbapenemler en geniş spektrumlu üyelerdir ve dirençli Gram negatif enfeksiyonlarda kullanılır. Monobaktam olan aztreonam ise yalnızca Gram negatiflere etkilidir.

Beta-laktamaz inhibitörleri — klavulanik asit, tazobaktam, avibaktam — enzimi bloke ederek etkinliği geri kazandırır; bu birleşimler dirençli etkenlerde önemli seçeneklerdir.

Direnç düzenekleri arasında beta-laktamaz üretimi, hedef proteinlerin değişmesi, geçirgenliğin azalması ve dışarı atım pompaları bulunur. Genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz ve karbapenemaz üreten bakteriler, günümüzün en önemli tedavi sorunlarındandır.

Farmakokinetik açıdan belirleyici özellik, etkinliğin ilaç düzeyinin en düşük engelleyici derişimin üzerinde kaldığı süreye bağlı olmasıdır. Bu nedenle sık dozlama ya da uzatılmış infüzyon uygulanır; ağır enfeksiyonlarda ve kritik hastalarda uzatılmış infüzyonun sonuçları iyileştirdiği bildirilmiştir. Kritik hastada dağılım hacminin artması ve böbrek klirensinin yükselmesi yetersiz doz riskini doğurur; bu, gözden kaçan bir tedavi başarısızlığı nedenidir.

İlaçların çoğu böbrekten atılır ve doz ayarı gerektirir. Yüksek dozlarda ve böbrek yetmezliğinde nörotoksisite görülebilir: konfüzyon, miyoklonus ve nöbet. Sefepim ilişkili ensefalopati, yoğun bakımda bilinç bozukluğunun sıklıkla atlanan bir nedenidir ve ilacın kesilmesiyle geriler.

Alerji, grubun en çok tartışılan konusudur. Penisilin alerjisi bildiren hastaların büyük çoğunluğunda gerçek IgE aracılı alerji bulunmaz; ayrıca gerçek alerjisi olanlarda bile duyarlılık zamanla azalır. Bu etiketin sorgulanmadan kabul edilmesi, daha geniş spektrumlu, daha toksik ve daha az etkili ilaçların kullanılmasına, direnç gelişimine ve kötü sonuçlara yol açar. Öykünün ayrıntılı alınması — tepkimenin niteliği, zamanlaması, ağırlığı — ve uygun hastalarda deri testi ya da denetimli uygulama önerilir. Sefalosporinlerle çapraz tepkime riski, geçmişte sanıldığından çok daha düşüktür ve yan zincir benzerliğine bağlıdır.

Diğer yan etkiler döküntü, ishal ve Clostridioides difficile enfeksiyonu, karaciğer enzim yüksekliği, kemik iliği baskılanması, interstisyel nefrit ve uzun süreli kullanımda nötropenidir. Ampisilin, enfeksiyöz mononükleoz sırasında verildiğinde yaygın döküntüye yol açar; bu, alerjiyle karıştırılmaması gereken bir durumdur.

Cerrahi profilakside sefazolin en sık kullanılan ajandır; kesiden kısa süre önce verilmesi ve uzun süren ameliyatlarda yinelenmesi etkinliği belirler. Ameliyat sonrası gereksiz uzatılması, enfeksiyonu azaltmaz ancak direnci artırır.

Eş anlamlılar

  • Penisilinler ve sefalosporinler

İlgili terimler

Kaynaklar

  1. Brunton LL ve ark. (ed.), Goodman & Gilman's The Pharmacological Basis of Therapeutics, 13. baskı, 2018.