Böbrek nakli
Böbrek nakli (İng. kidney transplantation), son dönem böbrek yetmezliği bulunan hastaya canlı ya da kadavra vericiden alınan böbreğin yerleştirilmesi işlemidir. Uygun hastalarda diyalize göre daha uzun sağkalım ve daha iyi yaşam niteliği sağlar.
Etimoloji
Latince aktarma anlamındaki transplantatio sözcüğünün Türkçe karşılığıdır.
Klinik bağlam
Nakil, son dönem böbrek yetmezliğinde tercih edilen tedavi yöntemidir. Diyalize başlamadan önce yapılan önleyici nakillerin sonuçları daha iyidir; bu nedenle uygun hastaların erken dönemde değerlendirilmeye yönlendirilmesi önerilir. Canlı vericiden yapılan nakillerde greft ömrü, kadavra naklinden daha uzundur.[1]
Alıcı değerlendirmesinde kardiyovasküler risk, enfeksiyon taraması, malignite öyküsü, damar yapısı, uyum ve ruhsal durum incelenir. Doku uyumunda kan grubu uyumu, insan lökosit antijeni eşleşmesi ve alıcıda vericiye özgü antikorların varlığı araştırılır. Çapraz karşılaştırma testinin pozitif olması, hiperakut rejeksiyon riski nedeniyle mutlak engeldir. Günümüzde duyarlılaşmış hastalar için desensitizasyon protokolleri ve çapraz eşleştirme programları uygulanmaktadır.
Cerrahide böbrek, çoğunlukla karın alt bölgesine yerleştirilir ve damarları iliyak damarlara, üreter ise mesaneye bağlanır. Hastanın kendi böbrekleri genellikle çıkarılmaz. Ameliyat sonrası erken dönemde idrar çıkışının izlenmesi, greft işlevinin en pratik göstergesidir.
Erken komplikasyonlar arasında gecikmiş greft işlevi, damar tıkanıklığı, idrar kaçağı, üreter darlığı, lenfosel ve kanama yer alır. Gecikmiş işlev, özellikle kadavra nakillerinde sıktır ve geçici diyaliz gerektirebilir.
Rejeksiyon üç biçimde görülür. Hiperakut rejeksiyon önceden var olan antikorlara bağlıdır ve dakikalar içinde gelişir; günümüzde uygun tarama ile büyük ölçüde önlenmiştir. Akut rejeksiyon hücresel ya da antikor aracılı olabilir; kreatinin yükselmesi, idrar çıkışının azalması ve greftte hassasiyetle kendini gösterir, ancak sıklıkla belirtisizdir. Bu nedenle tanı, klinik bulgulara değil laboratuvar izlemine ve biyopsiye dayanır. Kronik rejeksiyonda greft işlevi yıllar içinde giderek azalır.
Bağışıklık baskılayıcı tedavi ömür boyu sürer ve genellikle kalsinörin inhibitörü — takrolimus ya da siklosporin —, antimetabolit ve kortikosteroidden oluşur. Kalsinörin inhibitörlerinin dar terapötik aralığı vardır; düzey izlemi zorunludur. Bu ilaçlar çok sayıda etkileşime girer: azol antifungaller, makrolidler ve bazı kalp ilaçları düzeyi yükseltirken rifampisin, karbamazepin ve sarı kantaron düşürerek rejeksiyona yol açabilir. Greyfurt suyu da düzeyi belirgin biçimde artırır. Bu etkileşimlerin gözden kaçması, greft kaybının önlenebilir nedenlerindendir.
Uzun dönemde enfeksiyon ve malignite riski artar. Sitomegalovirüs, BK virüsü, Pneumocystis jirovecii ve fungal enfeksiyonlar açısından koruyucu tedavi ve izlem uygulanır. BK virüsü nefropatisi, greft işlevini bozan ve tedavisi bağışıklık baskısının azaltılmasına dayanan özel bir tablodur. Deri kanserleri ve lenfoproliferatif hastalıklar açısından düzenli tarama önerilir. Ayrıca kardiyovasküler hastalık, nakil sonrası ölümlerin en sık nedenidir; kan basıncı, lipit ve kan şekeri yönetimi önemlidir. Kortikosteroid ve kalsinörin inhibitörlerine bağlı nakil sonrası diyabet sık görülür.
Bu hastalarda ateş, enfeksiyonun tek bulgusu olabileceği gibi bağışıklık baskısı nedeniyle bulgular silik de seyredebilir; düşük eşikle değerlendirme gerekir. Herhangi bir cerrahi ya da yoğun bakım gereksiniminde bağışıklık baskılayıcı tedavinin sürdürülmesi ve stres dozunun planlanması ihmal edilmemelidir.
Eş anlamlılar
- Renal transplantasyon
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Partin AW ve ark. (ed.), Campbell-Walsh-Wein Urology, 12. baskı, 2020.