Diyabetik retinopati
Diyabetik retinopati (İng. diabetic retinopathy), diyabete bağlı olarak retinadaki küçük damarlarda gelişen hasardır. Çalışma çağındaki erişkinlerde önlenebilir körlüğün önde gelen nedenidir.
Etimoloji
Diyabet hastalığının adı ile Latince ağ tabaka anlamındaki retina sözcüğünden oluşur.
Klinik bağlam
Hasarın temelinde uzun süreli hiperglisemiye bağlı mikrovasküler bozulma yatar: perisit kaybı, bazal membran kalınlaşması, kılcal tıkanma ve damar geçirgenliğinin artması. Tıkanan alanlarda iskemi gelişir; buna yanıt olarak damar endotel büyüme faktörü salınır ve yeni ancak kırılgan damarlar oluşur. Bu yeni damarlar kanamaya ve fibröz doku oluşumuna yol açar; bu düzenek, anti-VEGF tedavilerinin neden etkili olduğunu açıklar.[1]
Hastalık iki ana evrede incelenir. Proliferatif olmayan evrede mikroanevrizmalar, nokta kanamalar, sert eksudalar, atılmış pamuk görünümünde lekeler ve venöz düzensizlikler görülür. Proliferatif evrede ise yeni damar oluşumu başlar; vitreus içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı ve neovasküler glokom gelişebilir.
Görme kaybının en sık nedeni ise diyabetik maküla ödemidir; retinanın merkezinde sıvı birikmesiyle görme keskinliği bozulur. Bu tablo, hastalığın her evresinde ortaya çıkabilir; yani hafif retinopatisi olan bir hastada da ciddi görme kaybı gelişebilir.
Klinik açıdan en kritik nokta, hastalığın uzun süre belirtisiz seyretmesidir. Görme bozukluğu ortaya çıktığında hasar çoğunlukla ilerlemiştir. Bu nedenle tanı, belirtiye değil düzenli taramaya dayanır. Tip 2 diyabette tanı anında, tip 1 diyabette ise belirli bir süre sonra göz muayenesi başlatılmalı ve düzenli aralıklarla yinelenmelidir. Bu taramanın atlanması, önlenebilir körlüğün en sık nedenidir.
Gebelikte hastalık hızlanabilir; bu nedenle gebelik öncesi ve gebelik boyunca göz değerlendirmesi önerilir. Ayrıca uzun süre kötü denetimli bir hastada kan şekerinin çok hızlı düşürülmesi, retinopatide geçici kötüleşmeye yol açabilir; bu bilinen bir durumdur ve tedavinin kademeli yapılmasını gerektirir — ancak uzun dönemde iyi denetim koruyucudur.
Risk etkenleri diyabet süresi, kan şekeri denetiminin kötülüğü, hipertansiyon, dislipidemi, diyabetik nefropati ve gebeliktir. Albüminüri ile retinopati arasındaki yakın ilişki nedeniyle, birinin saptanması diğerinin araştırılmasını gerektirir.
Tanıda dilate fundus muayenesi, fundus fotoğraflaması, optik koherens tomografi ve gerektiğinde floresein anjiyografi kullanılır. Optik koherens tomografi, maküla ödeminin saptanması ve izlenmesinde standarttır. Tele-tarama programları, erişimi artıran etkili bir yöntemdir.
Tedavinin temeli sistemik risk yönetimidir: kan şekeri, kan basıncı ve lipit denetimi ile sigara bırakma. Göze yönelik tedavide anti-VEGF enjeksiyonları, maküla ödeminde ve proliferatif hastalıkta birinci seçenek hâline gelmiştir. Panretinal fotokoagülasyon, proliferatif hastalıkta yerleşik ve etkili bir yöntemdir; periferik görme alanında ve gece görmesinde kayba yol açabilir. İleri olgularda vitrektomi uygulanır. İntravitreal kortikosteroidler seçilmiş hastalarda kullanılır; katarakt ve göz içi basınç artışı riski taşır.
Ani görme kaybı, uçuşan cisimlerde artış ya da perde inmesi hissi, vitreus kanaması ya da retina dekolmanını düşündürür ve acil göz değerlendirmesi gerektirir.
Eş anlamlılar
- Diyabetik göz hastalığı
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.