İmmünoterapi
``` İmmünoterapi (İng. immunotherapy; Lat. immunis "muaf, bağışık" + Yun. therapeia "bakım, tedavi"), hastalıkların bağışıklık sisteminin uyarılması, güçlendirilmesi, yeniden yönlendirilmesi ya da baskılanması yoluyla tedavi edilmesidir; günümüzde terim ağırlıklı olarak kanser immünoterapisini ifade etmekle birlikte alerji, otoimmün hastalıklar ve transplantasyon alanlarındaki immün hedefli tedavileri de kapsar.
Etimoloji
Latince immunis (yükümlülükten muaf; in- olumsuzluk öneki + munus "görev, yükümlülük"; hastalıktan "muaf" olmayı ifade eden bağışıklık kavramının kökeni) ile Yunanca therapeia (bakım, hizmet, tedavi; therapeuein "hizmet etmek" fiilinden) sözcüklerinden oluşur.
Klinik bağlam
Kanser immünoterapisinin kavramsal kökeni, 19. yüzyıl sonunda William Coley'nin bakteriyel ürünlerle tümör gerilemesi gözlemlerine ve intravezikal BCG immünoterapisinin 1976'da mesane kanserinde gösterilen etkinliğine uzanır; alanın dönüşümü ise immün kontrol noktası inhibitörleriyle gerçekleşmiş, CTLA-4 ve PD-1 yolaklarının keşfi 2018 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne konu olmuştur.[1] Başlıca yaklaşımlar şöyle gruplandırılır: immün kontrol noktası inhibitörleri (anti-CTLA-4: ipilimumab; anti-PD-1: nivolumab, pembrolizumab; anti-PD-L1: atezolizumab, durvalumab; T hücre yanıtını frenleyen molekülleri bloke ederek tümöre karşı bağışıklığı serbestleştirir ve melanom, akciğer, böbrek, mesane kanserleri başta olmak üzere çok sayıda tümörde standart tedavidir), hücresel tedaviler (kimerik antijen reseptörlü T hücreleri — CAR-T — hematolojik malignitelerde; tümör infiltre eden lenfositler), monoklonal antikorlar ve T hücre yönlendirici bispesifik antikorlar, kanser aşıları, onkolitik virüsler ve sitokinler (interferon, interlökin-2).[2] Kontrol noktası inhibitörlerinin yan etki profili kemoterapiden temelden farklıdır: frenlerin kalkması, herhangi bir organı hedefleyebilen immün ilişkili istenmeyen olaylara (kolit, pnömonit, hepatit, tiroidit ve hipofizit gibi endokrinopatiler, miyokardit, nefrit, cilt reaksiyonları) yol açar; nadir ancak ölümcül olabilen immün miyokardit ile ağır kolit ve pnömonit, yoğun bakım gerektirebilir ve tedavinin temeli ağırlığa göre kortikosteroidler ile dirençli olgularda ek immünsüpresyondur; bu tabloların erken tanınması, immünoterapi alan hasta sayısının artmasıyla tüm hekimlerin bilmesi gereken bir beceri haline gelmiştir.[3] CAR-T tedavisinin kendine özgü toksisiteleri sitokin salınım sendromu (ateş, hipotansiyon, hipoksemi; ağır formda vazopresör ve mekanik ventilasyon gerektirebilir; tedavisinde tosilizumab) ve immün efektör hücre ilişkili nörotoksisite sendromudur. Kanser dışı alanlarda immünoterapi terimi alerjen immünoterapisini (alerjik rinit ve arı venomu alerjisinde tolerans geliştirme), otoimmün hastalıklardaki hedefe yönelik biyolojik tedavileri ve transplantasyonda immünsüpresyonu kapsar. Yanıtın öngörülmesinde PD-L1 ekspresyonu, tümör mutasyon yükü ve mikrosatellit instabilitesi gibi belirteçler kullanılır; yalancı progresyon (psödoprogresyon) ve geç yanıt, immünoterapiye özgü değerlendirme ilkeleridir.
Eş anlamlılar
- İmmün tedavi
- Biyolojik tedavi (kısmen örtüşen, daha geniş kavram)
- Kanser immünoterapisi (onkolojik bağlam için)
İlgili terimler
- İmmün kontrol noktası inhibitörleri
- BCG immünoterapisi
- CAR-T hücre tedavisi
- Sitokin salınım sendromu
- Monoklonal antikorlar
- Miyokardit
Kaynaklar
- ↑ Ribas A, Wolchok JD, Cancer immunotherapy using checkpoint blockade, Science, 2018.
- ↑ Loscalzo J, Fauci AS, Kasper DL ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, McGraw Hill, 2022.
- ↑ Brahmer JR, Abu-Sbeih H, Ascierto PA ve ark., Society for Immunotherapy of Cancer (SITC) clinical practice guideline on immune checkpoint inhibitor-related adverse events, Journal for ImmunoTherapy of Cancer, 2021.
```