İçeriğe atla

Protrombin G20210A mutasyonu

DrSozluk sitesinden

Protrombin G20210A mutasyonu (İng. prothrombin G20210A mutation), protrombin genindeki nokta değişikliğine bağlı olarak protrombin düzeyinin yükselmesiyle giden kalıtsal trombofilidir. Faktör V Leiden'dan sonra en sık görülen kalıtsal tromboz eğilimi nedenidir.

Etimoloji

Ad, mutasyonun genetik konumunu ve yapısını belirtir: protrombin geninin 20210. konumunda guaninin adenine dönüşmesi.

Klinik bağlam

Mutasyon, genin kodlama yapmayan bölgesinde yer alır ve proteinin yapısını değiştirmez; bunun yerine mesajcı RNA'nın kararlılığını artırarak protrombin üretimini yükseltir. Dolaşımdaki protrombin düzeyinin artması, trombin oluşumunu kolaylaştırır ve pıhtılaşma dengesini tromboz lehine kaydırır. Etki ölçülüdür — tek kopya taşıyıcılıkta risk artışı görece küçüktür ve mutasyon tek başına genellikle tromboz yaratmaz; olay, ikinci bir tetikleyicinin — cerrahi, hareketsizlik, gebelik, östrojen kullanımı, malignite — eklenmesiyle ortaya çıkar.[1]

Klinik olarak venöz tromboemboli riskini artırır; derin ven trombozu ve pulmoner emboli başlıca görünümlerdir. Serebral venöz sinüs trombozu ve portal ven trombozu gibi alışılmadık bölgelerdeki olaylarla da ilişkilendirilmiştir. Arteriyel tromboz riski üzerindeki etkisi zayıftır ve tartışmalıdır. Gebelikle ilişkili komplikasyonlarla bağlantısı da öne sürülmüş, ancak kanıtlar tutarsız bulunmuştur.

Testin ne zaman isteneceği, bu alandaki en önemli klinik sorudur ve güncel yanıt kısıtlayıcıdır. Trombofili taramasının sonuçları çoğu hastada yönetimi değiştirmez: antikoagülasyonun süresi, olayın kışkırtılmış mı yoksa kışkırtılmamış mı olduğuna ve yineleme riskine göre belirlenir; kalıtsal trombofili varlığı bu kararı genellikle etkilemez. Ayrıca pozitif sonuç, hastada gereksiz kaygı yaratabilir, sigorta ve iş yaşamında sorunlara yol açabilir. Bu nedenle rutin tarama önerilmez ve test, sonucun somut bir kararı değiştireceği seçilmiş durumlarla sınırlandırılır.

Testin gerçekten yararlı olabileceği durumlar arasında, aile bireylerinin bilgilendirilmesi ve yüksek riskli dönemlerde — cerrahi, uzun yolculuk, gebelik ve lohusalık — profilaksi planlanması sayılır. Homozigot taşıyıcılık ya da faktör V Leiden ile birlikte bulunma durumu daha yüksek risk oluşturur ve ayrı değerlendirilir.

Test, genetik bir inceleme olduğundan akut tromboz döneminde ve antikoagülan tedavi altında da yapılabilir — bu, protein C, protein S ve antitrombin düzeyleri gibi fonksiyonel testlerden önemli bir farkıdır; o testler akut dönemde ve tedavi altında yanıltıcı sonuç verir ve zamanlama gerektirir.

Yönetimde, taşıyıcılık saptanan ancak tromboz geçirmemiş kişilere rutin antikoagülasyon önerilmez; yaklaşım, riskli dönemlerde profilaksi ve değiştirilebilir etkenlerin — obezite, hareketsizlik, östrojen içeren doğum denetimi yöntemleri — gözden geçirilmesidir. Tromboz geçirmiş hastalarda tedavi süresi, standart ilkelere göre belirlenir.[2]

Klinik tuzakların başında, ilk ve kışkırtılmış bir tromboz sonrası kapsamlı trombofili taraması yapılması gelir; bu, yönetimi değiştirmeyen ancak maliyet ve kaygı yaratan bir uygulamadır. Bir diğeri, negatif trombofili taramasının "risk yok" biçiminde yorumlanmasıdır — kışkırtılmamış tromboz geçiren bir hastada yineleme riski, genetik test sonucundan bağımsız olarak yüksektir. Ayrıca antifosfolipid sendromunun edinsel bir trombofili olduğu ve tedavi kararlarını gerçekten değiştirdiği; bu nedenle kalıtsal testlerden farklı bir yaklaşım gerektirdiği unutulmamalıdır.

Eş anlamlılar

  • Faktör II G20210A mutasyonu
  • Protrombin gen mutasyonu

İlgili terimler

Kaynaklar

  1. Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.
  2. Ortel TL ve ark., American Society of Hematology 2020 Guidelines for Management of Venous Thromboembolism: Treatment of Deep Vein Thrombosis and Pulmonary Embolism, Blood Advances, 2020.