Sıvı tedavisi
Sıvı tedavisi (İng. fluid therapy), damar yoluyla sıvı verilerek hacim açığının giderilmesi, doku perfüzyonunun korunması ve idame gereksiniminin karşılanmasıdır.
Etimoloji
Sıvı verilmesine dayanan tedaviyi anlatan betimleyici bir terimdir.
Klinik bağlam
Güncel yaklaşımın temel ilkesi, sıvının bir ilaç gibi ele alınmasıdır: endikasyonu, dozu, uygulama hızı, süresi ve durdurma ölçütü belirlenmelidir. Bu çerçeve, geçmişteki "bol sıvı ver" alışkanlığının yerini almıştır; çünkü aşırı sıvının zararsız olmadığı gösterilmiştir.[1]
Sıvı tedavisi dört aşamada düşünülür: canlandırma, dengeleme, sabitleme ve uzaklaştırma. Erken dönemde amaç dolaşımın kurtarılması iken, ilerleyen dönemde amaç fazla sıvının uzaklaştırılmasıdır. Bu aşamaların ayırt edilmemesi, hastanın günlerce pozitif dengede tutulmasına yol açar.
Aşırı sıvının zararları belgelenmiştir: akciğer ödemi ve oksijenlenmenin bozulması, bağırsak ödemi ve beslenme intoleransı, karın içi basınç artışı, böbrek konjesyonu ve işlev bozukluğu, yara iyileşmesinde gecikme, anastomoz sorunları ve ölüm oranında artış. Bu nedenle canlandırma dönemi sonrasında kısıtlayıcı yaklaşım ve gerektiğinde negatif denge hedeflenir.
Sıvı seçimi klinik duruma göre yapılır. Dengeli kristalloid çözeltiler çoğu durumda tercih edilir; serum fizyolojiğin büyük hacimlerde verilmesi hiperkloremik metabolik asidoza ve böbrek hasarı riskine yol açar. Buna karşılık belirgin hiponatremi, hiperkalemi ve travmatik beyin hasarında serum fizyolojik yeğlenir; çünkü dengeli çözeltiler göreli olarak hipotoniktir.
Yalnızca dekstroz içeren çözeltiler, şeker metabolize olduktan sonra serbest su bırakır; hacim desteği için kullanılmaz. Ameliyat sonrası hastalarda hipotonik sıvı verilmesi, ağır ve ölümcül olabilen hiponatreminin en sık nedenlerindendir — bu, sıvı tedavisindeki en önemli güvenlik kurallarından biridir.
Kolloidler açısından, hidroksietil nişasta içeren çözeltilerin böbrek hasarı ve ölüm riskini artırdığı gösterildiğinden kritik hastada kullanılmaması önerilir. Albüminin belirli endikasyonları vardır: geniş hacimli parasentez sonrası, spontan bakteriyel peritonit ve hepatorenal sendrom. Travmatik beyin hasarında ise albüminden kaçınılır.
Kanamalı hastada asıl tedavi kan ürünüdür; aşırı kristalloid, pıhtılaşmayı sulandırarak ve hipotermiyi ağırlaştırarak zarar verir. Bu nedenle kanama denetlenene dek sınırlı sıvı yaklaşımı benimsenir.
Sıvı yanıtının değerlendirilmesi, tedavinin merkezindedir: her hipotansif hasta sıvıdan yarar görmez. Yanıt öngörüsünde pasif bacak kaldırma testi, dinamik indeksler ve ultrason kullanılır; santral venöz basınç gibi statik ölçümler bu amaçla güvenilir değildir. Sıvı verildikten sonra yanıtın nesnel olarak değerlendirilmesi ve yanıt yoksa sürdürülmemesi temel ilkedir.
İzlemde yalnızca kan basıncına bakılmamalıdır; laktat seyri, idrar çıkışı, kapiller dolum süresi, bilinç durumu ve deri perfüzyonu daha bilgilendiricidir.
İdame sıvı tedavisinde günlük su, sodyum ve potasyum gereksinimi hesaplanır; ancak hastanın ağızdan alımı, kayıpları, böbrek işlevi ve eşlik eden hastalıkları göz önünde bulundurularak her gün yeniden değerlendirilmelidir. İlaç infüzyonlarıyla verilen hacim, sıklıkla gözden kaçan önemli bir katkıdır ve toplam denge hesabına katılmalıdır.
Sıvı dengesinin doğru kaydedilmesi, günlük tartı ve kümülatif dengenin izlenmesi, aşırı yüklenmenin erken fark edilmesini sağlar.
Eş anlamlılar
- Sıvı replasmanı
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Marino PL, Marino's The ICU Book, 4. baskı, 2014.