İçeriğe atla

İmmünsüpresif tedavi

DrSozluk sitesinden

İmmünsüpresif tedavi (İng. immunosuppressive therapy), bağışıklık sisteminin etkinliğinin ilaçlarla baskılanmasıdır. Organ nakli ve otoimmün hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Etimoloji

Bağışıklığı baskılamak anlamındaki İngilizce immunosuppression sözcüğünden türetilmiştir.

Klinik bağlam

İlaçlar etki düzeneklerine göre gruplanır. Kortikosteroidler geniş kapsamlı iltihabi baskılama sağlar. Kalsinörin inhibitörleri — takrolimus ve siklosporin — T hücresi etkinleşmesini engeller. Antimetabolitler — mikofenolat, azatiyoprin, metotreksat — lenfosit çoğalmasını baskılar. mTOR inhibitörleri hücre döngüsünü durdurur. Biyolojik ajanlar belirli sitokinleri ya da hücre yüzey moleküllerini hedefler; Janus kinaz inhibitörleri ise hücre içi sinyal yolaklarını engeller.[1]

Nakil hastalarında tedavi ömür boyu sürer ve genellikle üç ilacın birlikte kullanıldığı rejimlerden oluşur; amaç, etkin baskılama ile toksisite arasında denge kurmaktır.

Kalsinörin inhibitörleri dar terapötik aralığa sahiptir; düzey izlemi zorunludur. Bu ilaçlar sitokrom P450 3A4 üzerinden metabolize edildiğinden çok sayıda etkileşime girer: azol antifungaller, makrolidler, diltiazem ve greyfurt suyu düzeyi yükselterek toksisiteye; rifampisin, karbamazepin, fenitoin ve sarı kantaron düşürerek rejeksiyona yol açar. Bu etkileşimlerin gözden kaçması, greft kaybının önlenebilir nedenlerindendir.

Tedaviye başlamadan önce yapılması gereken hazırlıklar vardır ve bu adımların atlanması sık karşılaşılan ciddi bir eksikliktir. Latent tüberküloz taraması — özellikle tümör nekroz faktörü inhibitörleri öncesinde — , hepatit B ve C ile HIV enfeksiyonu taraması ve aşılamanın tamamlanması gereklidir. Hepatit B yeniden etkinleşmesi, özellikle rituksimab kullanımında ölümcül olabilir ve antiviral profilaksi gerektirir.

Aşılama konusunda temel kural, canlı aşıların bağışıklık baskılanması sırasında uygulanmamasıdır; bu nedenle aşı takvimi tedaviden önce tamamlanmalıdır. İnaktif aşılar uygulanabilir ancak yanıt zayıf olabilir.

Fırsatçı enfeksiyon riski, baskılanan bağışıklık koluna göre değişir. Hücresel bağışıklığın baskılandığı hastalarda Pneumocystis jirovecii, sitomegalovirüs, mantar enfeksiyonları ve mikobakteriler öne çıkar; bu nedenle risk grubunda profilaksi uygulanır. Pneumocystis profilaksisinin, uzun süreli kortikosteroid kullanan hastalarda değerlendirilmesi sıklıkla atlanan ancak yaşam kurtaran bir adımdır.

Klinik değerlendirmede kritik bir nokta, iltihabi yanıtın baskılanmış olmasıdır: ateş bulunmayabilir, apse oluşmayabilir, karın muayenesi peritonit varlığında bile sakin görünebilir ve akciğer grafisi erken dönemde normal olabilir. Bu nedenle bu hastalarda tanısal eşik düşük tutulmalı ve görüntülemeye erken başvurulmalıdır.

Uzun dönem riskler arasında malignite — özellikle deri kanserleri ve lenfoproliferatif hastalıklar — , kardiyovasküler hastalık, diyabet, osteoporoz, hipertansiyon ve böbrek toksisitesi bulunur. Düzenli deri taraması, kemik sağlığı değerlendirmesi ve metabolik izlem önerilir.

Kortikosteroidlerin uzun süreli kullanımında eksen baskılanması gelişir; ilacın ani kesilmesi ya da stres durumunda dozun artırılmaması adrenal krize yol açar. Cerrahi, travma ve ağır enfeksiyonlarda stres dozu planlanmalı, hasta bilgi kartı taşımalıdır.

Herhangi bir nedenle hastaneye yatan bu hastalarda tedavinin kesilmemesi, uygulama yolunun planlanması ve ilaç etkileşimlerinin gözden geçirilmesi temel ilkedir.

Eş anlamlılar

  • Bağışıklık baskılayıcı tedavi

İlgili terimler

Kaynaklar

  1. Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.