Eritrosit transfüzyonu
Eritrosit transfüzyonu (İng. red blood cell transfusion), alyuvar süspansiyonunun damar yoluyla hastaya verilmesidir. Amaç, dokulara oksijen sunumunu artırmaktır.
Etimoloji
Yunanca kırmızı anlamındaki erythros ile hücre anlamındaki kytos sözcüklerinden ve Latince aktarma anlamındaki transfusio sözcüğünden oluşur.
Klinik bağlam
Oksijen sunumu, kalp debisi ile kanın oksijen taşıma kapasitesinin çarpımına bağlıdır; taşıma kapasitesini belirleyen temel değişken hemoglobin miktarıdır. Bu nedenle ağır anemide yalnızca oksijen verilmesi yeterli olmaz. Ancak transfüzyon kararının tek bir laboratuvar değerine dayandırılması doğru değildir; hastanın klinik durumu, kanamanın sürüp sürmediği, doku perfüzyonu göstergeleri ve eşlik eden hastalıklar birlikte değerlendirilir.[1]
Son yirmi yılın en önemli değişikliği, kısıtlı eşik yaklaşımının benimsenmesidir. Çok sayıda çalışmada, kararlı kritik hastalarda ve birçok cerrahi grupta düşük eşikle uygulanan transfüzyonun serbest yaklaşıma en az eşdeğer, bazı gruplarda ise üstün olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle günümüzde gereksiz transfüzyondan kaçınılması esastır. Ayrıca tek ünitelik uygulama ve her ünite sonrası yeniden değerlendirme önerilir.
Belirli durumlarda eşikler farklı belirlenir. Akut koroner sendromda, etkin kanamada, hemodinamik dengesizlikte ve bazı hematolojik hastalıklarda karar bireyselleştirilir. Akut kanamada ise hemoglobin değeri yanıltıcıdır; ilk saatlerde henüz düşmemiş olabilir. Bu durumda karar, kayıp miktarı ve klinik tabloya göre verilir; laboratuvar sonucunu beklemek ciddi bir hatadır.
Masif kanamada eritrosit süspansiyonu tek başına yeterli değildir; taze donmuş plazma ve trombositin dengeli oranlarda birlikte verilmesi, dilüsyonel koagülopatiyi önler. Sitrat birikimine bağlı düşük iyonize kalsiyum sık görülür ve yerine konması gerekir; ayrıca ürünlerin ısıtılması hipotermiyi önler.
Uygulama öncesinde kan grubu ve çapraz karşılaştırma yapılır. En ciddi ve önlenebilir komplikasyon, yanlış hastaya yanlış ürünün verilmesidir; bu, ABO uyuşmazlığına bağlı akut hemolitik tepkimeye yol açar. Ateş, titreme, yan ağrısı, koyu idrar, hipotansiyon ve yaygın kanama görülür. Bu nedenle hasta kimliğinin ve ürün etiketinin yatak başında iki kişi tarafından doğrulanması zorunludur; hata neredeyse her zaman kimlik doğrulama aşamasında olur.
Diğer erken komplikasyonlar febril nonhemolitik tepkime, alerjik tepkimeler ve anafilaksi, transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı ve dolaşım yüklenmesidir. Akciğer hasarı, transfüzyon sırasında ya da kısa süre sonra gelişen hipoksemi ve akciğer infiltratlarıyla ortaya çıkar; dolaşım yüklenmesinden ayırt edilmesi tedaviyi değiştirir — birincisinde destek tedavisi, ikincisinde diüretik ve sıvı kısıtlaması gerekir. Ateş, en sık görülen tepkimedir ancak hemolitik tepkinin de ilk bulgusu olabileceğinden hafife alınmamalıdır; kuşku durumunda transfüzyon durdurulur.
Geç komplikasyonlar arasında gecikmiş hemolitik tepkime, alloimmünizasyon, enfeksiyon bulaşı ve yinelenen transfüzyonlarda demir birikimi bulunur. Enfeksiyon riski, tarama yöntemlerinin gelişmesiyle çok düşmüştür. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda transfüzyonla ilişkili graft-versus-host hastalığını önlemek için ürünlerin ışınlanması gerekir; bu, atlanması ölümcül olabilen bir önlemdir.
Alternatifler ve tamamlayıcı stratejiler, hasta kanı yönetimi başlığı altında toplanır: ameliyat öncesi anemi taraması ve demir tedavisi, kanamayı azaltan cerrahi teknikler, traneksamik asit kullanımı, hücre kurtarma sistemleri ve gereksiz kan alımının azaltılması. Yoğun bakımda tanı amaçlı kan alımının kısıtlanması, anemi gelişimini azaltan basit ve etkili bir önlemdir.
Belirli inanç ve tercihler nedeniyle kan ürünü kabul etmeyen hastalarda, alternatif yöntemlerin önceden planlanması ve hastanın yazılı isteğinin belgelenmesi gerekir.
Eş anlamlılar
- Kan transfüzyonu
- Eritrosit süspansiyonu
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Marino PL, Marino's The ICU Book, 4. baskı, 2014.