Kişiselleştirilmiş tıp
Kişiselleştirilmiş tıp (İng. personalized medicine), tanı ve tedavi kararlarının hastanın genetik, moleküler ve klinik özelliklerine göre uyarlanmasını amaçlayan yaklaşımdır. Hassas tıp adıyla da anılır.
Etimoloji
Adlandırma, tedavinin ortalama hastaya değil belirli bir kişiye göre biçimlendirilmesini belirtir; İngilizce precision medicine karşılığı "hassas tıp" olarak da kullanılır.
Klinik bağlam
Geleneksel yaklaşım, tanı grubuna göre standart tedavi uygulanmasına dayanır; ancak aynı tanıyı taşıyan hastaların tedaviye yanıtı ve yan etki riski belirgin biçimde farklılık gösterir. Kişiselleştirilmiş tıp, bu farklılığın kaynağını belirleyerek doğru hastaya doğru tedaviyi doğru dozda vermeyi hedefler.[1]
En yerleşik uygulama alanı onkolojidir. Tümörün moleküler özelliklerine göre hedefe yönelik tedavi seçilir: meme kanserinde hormon reseptörü ve HER2 durumu, akciğer kanserinde EGFR, ALK ve ROS1 gibi sürücü değişiklikler, melanomda BRAF, kolorektal kanserde RAS durumu tedaviyi doğrudan belirler. Kronik miyeloid lösemide belirli bir füzyon genini hedefleyen tedavi, hastalığı ölümcül olmaktan çıkarıp denetlenebilir hâle getirmiştir. Bağışıklık tedavilerinde de belirteçlere göre hasta seçimi yapılır. Ayrıca tümör dokusu yerine kandan dolaşan tümör DNA'sının incelenmesi, izlem ve direnç gelişiminin erken saptanmasında kullanılmaktadır.
Farmakogenetik, alanın günlük uygulamaya en yakın bileşenidir. İlaçları metabolize eden enzimlerdeki kalıtsal farklılıklar, aynı dozun bir hastada etkisiz kalmasına, diğerinde toksisite yaratmasına yol açar. Klopidogrelin etkin biçime dönüşümünü sağlayan enzimdeki işlev kaybı, tedavinin yetersiz kalmasına neden olur; tiyopürin ilaçlarında enzim eksikliği ağır kemik iliği baskılanmasına yol açar; belirli doku tiplerini taşıyan kişilerde bazı ilaçlar ağır aşırı duyarlılık reaksiyonu ya da ciddi deri reaksiyonu riski taşır. Bu örneklerde test öncesi inceleme, önlenebilir zararı ortadan kaldırır.
Kalıtsal hastalıklarda tanı ve tedavi de bu çerçevededir. Kistik fibrozda gen değişikliğinin sınıfı, CFTR hedefli tedavilerin uygunluğunu belirler. Kardiyomiyopatiler ve kalıtsal aritmi sendromlarında genetik test, tanıyı doğrular, riski öngörür ve akrabaların taranmasını sağlar. Ailesel hiperkolesterolemide tanı konulduğunda birinci derece akrabaların taranması önerilir.
Yaklaşımın sınırları ve tuzakları da bilinmelidir. Genetik bir değişikliğin saptanması, hastalığın gelişeceği anlamına gelmez; penetrans ve ekspresivite değişkendir. Anlamı belirsiz varyantlar sık bulunur ve gereksiz kaygıya, gereksiz girişimlere yol açabilir. Bu nedenle test, uygun endikasyonla istenmeli ve sonuçlar genetik danışmanlıkla birlikte yorumlanmalıdır. Ayrıca çalışmaların büyük bölümünün belirli topluluklarda yürütülmüş olması, sonuçların diğer topluluklara aktarılmasını sınırlar; bu eşitsizlik alanın kabul edilen sorunlarındandır.
Etik ve hukuki boyut önemlidir: genetik verilerin gizliliği, ayrımcılığın önlenmesi, beklenmedik bulguların hastaya nasıl aktarılacağı, aile bireylerinin bilgilendirilmesi ve reşit olmayanlarda test kararı tartışılan başlıklardır. Maliyet ve erişim eşitsizliği, yaygınlaşmanın önündeki pratik engellerdendir.
Yoğun bakım ve perioperatif alanda uygulama henüz sınırlıdır ancak gelişmektedir: malign hipertermi duyarlılığının genetik olarak belirlenmesi, plazma kolinesteraz eksikliğinde süksinilkolin etkisinin uzaması, ilaç metabolizmasındaki farklılıkların sedasyon ve analjezi yanıtını etkilemesi bu kapsamdadır. Ayrıca sepsis gibi heterojen sendromlarda hasta alt gruplarının biyobelirteçlerle ayrıştırılması, tedavinin bu gruplara göre uyarlanması yönünde araştırmalar sürmektedir.
Alanın temel ilkesi, teknolojinin klinik yargının yerini almaması; moleküler bilginin öykü, muayene ve hasta tercihleriyle birlikte değerlendirilmesidir.
Eş anlamlılar
- Hassas tıp
- Bireyselleştirilmiş tıp
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.