Parenteral beslenme
Parenteral beslenme (İng. parenteral nutrition), besin öğelerinin sindirim sistemi kullanılmadan damar yoluyla verilmesidir. Bağırsağın kullanılamadığı ya da yetersiz kaldığı durumlarda uygulanır.
Etimoloji
Terim, Yunanca para- (yanında, dışında) ve enteron (bağırsak) sözcüklerinden oluşur; sözcük anlamıyla "bağırsak dışı" demektir.
Klinik bağlam
Yönetimin temel ilkesi, işleyen bir bağırsağın kullanılmasıdır. Enteral beslenme, bağırsak mukozasının bütünlüğünü ve bağışıklık işlevini korur, enfeksiyon riskini azaltır ve maliyeti düşüktür. Bu nedenle parenteral beslenme, bağırsağın gerçekten kullanılamadığı durumlara ayrılır: kısa bağırsak sendromu, uzamış ileus ve bağırsak tıkanıklığı, yüksek debili fistüller, ağır malabsorpsiyon, mezenter iskemisi ve enteral yolun yeterli kalori sağlayamadığı olgular.[1]
Başlama zamanlaması, yoğun bakımda uzun süre tartışılmıştır. Kritik hastalarda çok erken ve tam kalorili parenteral desteğin — enteral beslenmeye ek olarak — enfeksiyon ve komplikasyon oranlarını artırdığı gösterilmiştir. Bu nedenle güncel yaklaşım, daha önce iyi beslenmiş hastalarda parenteral desteğin ilk günlerde geciktirilmesi; beslenme yetersizliği bulunan ya da enteral yolun uzun süre kullanılamayacağı hastalarda ise erken başlanması yönündedir. Kalori hedeflerinin hastalığın akut evresinde ölçülü tutulması, aşırı beslenmenin zararlarını sınırlar.
Bileşimi üç makro besin öğesini içerir: karbonhidrat kaynağı olarak dekstroz, protein kaynağı olarak aminoasit çözeltileri ve enerji yoğunluğu yüksek lipid emülsiyonları. Buna elektrolitler, eser elementler ve vitaminler eklenir. Yüksek ozmolaliteli çözeltiler santral venöz erişim gerektirir; periferik yoldan yalnızca düşük ozmolaliteli, kısa süreli destek verilebilir.
Komplikasyonlar üç başlıkta toplanır. Kateter ilişkili sorunlar — yerleştirme komplikasyonları, tromboz ve özellikle kan dolaşımı enfeksiyonu — en önemlisidir; parenteral beslenme hattının yalnızca bu amaçla kullanılması ve titiz aseptik bakım, enfeksiyon oranlarını belirgin biçimde düşürür. Metabolik komplikasyonlar arasında hiperglisemi, elektrolit bozuklukları, hipertrigliseridemi ve asit-baz dengesizlikleri bulunur. Uzun süreli kullanımda karaciğer işlev bozukluğu, kolestaz, safra taşı ve kemik hastalığı gelişebilir.
En kritik erken komplikasyon yeniden beslenme sendromudur. Uzun süre aç kalmış ya da ağır beslenme yetersizliği bulunan hastada beslenmeye başlandığında insülin yükselir; fosfat, potasyum ve magnezyum hücre içine kayar ve kan düzeyleri hızla düşer. Ortaya çıkan ağır hipofosfatemi kalp ve solunum kaslarını etkileyerek yaşamı tehdit edebilir. Bu nedenle riskli hastalarda kalori yükü düşük tutularak başlanır, kademeli artırılır, elektrolitler yakından izlenir ve beslenmeden önce tiamin verilir.[2]
İzlem, tedavinin ayrılmaz parçasıdır: kan şekeri, elektrolitler — özellikle fosfat, potasyum ve magnezyum —, karaciğer ve böbrek işlev testleri, trigliserid düzeyi, sıvı dengesi ve vücut ağırlığı düzenli olarak değerlendirilir. Ayrıca enteral yolun kullanılabilir hale gelip gelmediği her gün yeniden sorgulanmalı ve mümkün olan en kısa sürede geçiş yapılmalıdır.
Uzun süreli evde parenteral beslenme, kısa bağırsak sendromu gibi kalıcı durumlarda uygulanır ve özel bir bakım örgütlenmesi gerektirir; bu hastalarda kateter bakımı eğitimi ve enfeksiyon önleme yaşamsal önemdedir.
Klinik tuzakların başında, "hasta yemiyor" gerekçesiyle bağırsak işlevi değerlendirilmeden parenteral yola geçilmesi gelir. Bir diğeri, beslenme başlandıktan sonra elektrolitlerin ilk günlerde sık izlenmemesidir; yeniden beslenme sendromunun ortaya çıktığı dönem tam olarak burasıdır. Ayrıca damar yolundan verilen dekstroz içeren sıvıların da aynı riski tetikleyebileceği unutulmamalıdır.
Eş anlamlılar
- Total parenteral beslenme
- Damardan beslenme