Metabolik sendrom
Metabolik sendrom (İng. metabolic syndrome), karın bölgesinde yağlanma, kan basıncı yüksekliği, kan şekeri bozukluğu ve lipit profilinde bozulmanın bir arada bulunduğu durumdur. Kardiyovasküler hastalık ve tip 2 diyabet riskini belirgin biçimde artırır.
Etimoloji
Metabolizmaya ait bozuklukların bir arada bulunmasını anlatan betimleyici bir terimdir.
Klinik bağlam
Tanı, birkaç ölçütün bir arada bulunmasına dayanır: bel çevresinde artış, açlık kan şekeri yüksekliği ya da bilinen diyabet, trigliserit yüksekliği, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolünün düşüklüğü ve kan basıncı yüksekliği. Bu bileşenlerin belirli sayıda bulunması tanı için yeterlidir. Tanının değeri, ayrı ayrı hafif görünen bozuklukların birlikte bulunduğunda riski çarpan biçiminde artırdığını görünür kılmasıdır.[1]
Merkezî düzenek insülin direncidir. Özellikle iç organ çevresindeki yağ dokusu, metabolik olarak etkindir: serbest yağ asitleri ve iltihabi sitokinler salgılar, adiponektin üretimini azaltır. Sonuçta kas ve karaciğerde insülinin etkisi zayıflar, karaciğerden glukoz üretimi artar ve pankreas telafi amacıyla daha çok insülin salgılar. Bu telafi yetersiz kaldığında kan şekeri yükselir. Aynı süreç lipit metabolizmasını da bozar: trigliserit artar, koruyucu kolesterol azalır ve küçük yoğun düşük yoğunluklu lipoprotein parçacıkları çoğalır. Bu parçacıklar damar duvarına daha kolay girdiğinden aterojenik etkileri yüksektir.
Bel çevresi ölçümü, vücut kitle indeksinden daha bilgilendiricidir; çünkü riski belirleyen toplam yağ değil, yağın nerede biriktiğidir. Normal kilolu görünen bir kişide iç organ yağlanması bulunabilir; bu, taramada gözden kaçan bir durumdur.
Sendroma sık eşlik eden durumlar arasında alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı, obstrüktif uyku apnesi, polikistik over sendromu, hiperürisemi ve gut, kronik böbrek hastalığında albüminüri ve düşük düzeyli kronik inflamasyon bulunur. Yağlı karaciğer hastalığı, çoğunlukla belirtisizdir ve rastlantısal olarak saptanır; ilerleyerek fibroz ve siroza yol açabilir. Uyku apnesinin sorgulanmaması, dirençli hipertansiyonun sık atlanan bir nedenidir.
Klinik yaklaşımın temeli yaşam biçimi değişikliğidir. Kilo kaybı, insülin direnci üzerinde en güçlü etkiyi gösterir; vücut ağırlığının ölçülü bir bölümünün verilmesi bile kan şekeri, kan basıncı ve lipit değerlerinde belirgin iyileşme sağlar. Düzenli aerobik egzersiz ve direnç egzersizleri, kilo kaybından bağımsız olarak insülin duyarlılığını artırır. Beslenmede işlenmiş şeker ve rafine karbonhidratların azaltılması, lif alımının artırılması ve Akdeniz tipi beslenme örüntüsü önerilir. Sigara bırakma ve alkol tüketiminin sınırlanması tamamlayıcıdır.
İlaç tedavisi, bileşenlere yöneliktir: kan basıncı, lipit ve kan şekeri hedefleri ayrı ayrı ele alınır. Bozulmuş glukoz toleransı bulunan yüksek riskli kişilerde metformin, diyabet gelişimini geciktirir; ancak yaşam biçimi değişikliğinin bu amaçla daha etkili olduğu gösterilmiştir. Kardiyovasküler risk hesaplanarak statin tedavisi değerlendirilir. Obezitenin eşlik ettiği olgularda glukagon benzeri peptit-1 reseptör agonistleri ve seçilmiş hastalarda metabolik cerrahi, hem kilo hem metabolik parametreler üzerinde belirgin etki sağlar.
Perioperatif dönemde bu hastalar özel dikkat gerektirir: güç havayolu, uyku apnesine bağlı solunum riskleri, gizli koroner arter hastalığı, kan şekeri dalgalanmaları ve tromboembolizm riski artmıştır. Ameliyat öncesi değerlendirmede uyku apnesinin sorgulanması ve postoperatif izlemin buna göre planlanması önerilir.
İzlemde bel çevresi, kan basıncı, açlık kan şekeri, lipit profili ve karaciğer değerleri düzenli olarak değerlendirilir; hedef, tek tek sayıları düzeltmekten çok toplam kardiyovasküler riski azaltmaktır.
Eş anlamlılar
- Sendrom X
- İnsülin direnci sendromu
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.