Ateroskleroz
Ateroskleroz (İng. atherosclerosis; Yun. athērē "lapa" + sklērosis "sertleşme"), orta ve büyük çaplı atardamarların iç katmanında lipid, inflamatuvar hücre ve bağ dokusundan oluşan plakların birikmesiyle seyreden kronik hastalıktır. Koroner, serebral ve periferik damar hastalıklarının ortak zeminidir.
Etimoloji
Terim Yunanca athērē (lapa, bulamaç) ve sklērosis (sertleşme) sözcüklerinden kurulur; plağın merkezindeki yumuşak, lapa kıvamındaki lipid çekirdek ile çevresindeki sert fibröz dokunun bir arada bulunmasını anlatır. Daha genel bir terim olan arterioskleroz ise damar duvarının her türlü sertleşmesini kapsar.
Klinik bağlam
Hastalık, damar iç yüzeyini döşeyen endotelin işlev bozukluğuyla başlar. Yüksek düzeydeki düşük yoğunluklu lipoprotein parçacıkları duvar altına sızar, oksitlenir ve bir inflamatuvar yanıt başlatır; monositler duvara göç ederek makrofajlara dönüşür, lipidi yutarak köpük hücrelerini oluşturur. Düz kas hücrelerinin göçü ve bağ doku üretimiyle plak olgunlaşır, üzerinde fibröz bir başlık oluşur. Bu süreç yıllar-onyıllar boyunca sessiz ilerler; damar başlangıçta dışa doğru genişleyerek lümeni korur, bu nedenle belirgin plak yükü bulunan hastalarda anjiyografi uzun süre normale yakın görünebilir.[1]
Klinik olayları belirleyen, plağın büyüklüğünden çok kararlılığıdır. İnce başlıklı, geniş lipid çekirdekli ve yoğun inflamasyon içeren plaklar yırtılmaya eğilimlidir; yırtılma ya da yüzey erozyonu, trombojenik içeriği kana açarak trombüs oluşumunu tetikler ve akut koroner sendrom ile iskemik inme bu mekanizmayla gelişir. Buna karşılık kalın başlıklı, kalsifik plaklar lümeni daraltarak eforla ortaya çıkan kararlı angina pektoris ya da bacaklarda kladikasyo gibi kronik iskemi tabloları oluşturur. Aynı hastada her iki plak tipi bir arada bulunabilir.
Hastalık sistemiktir: bir damar yatağında saptanması, diğerlerinde de bulunma olasılığını belirgin biçimde artırır. Bu nedenle periferik arter hastalığı olan bir hastada koroner ve karotis değerlendirmesi, karotis darlığı saptanan hastada kardiyak risk değerlendirmesi rutin yaklaşımın parçasıdır. Ayrıca abdominal aort anevrizması, renal arter darlığı ve mezenterik iskemi de aynı sürecin görünümleridir.
Değiştirilebilir risk etkenleri arasında dislipidemi, hipertansiyon, sigara kullanımı, diabetes mellitus, obezite ve hareketsizlik; değiştirilemeyenler arasında yaş, erkek cinsiyet ve aile öyküsü sayılır. Kronik inflamatuvar hastalıklar, kronik böbrek hastalığı ve obstrüktif uyku apnesi riski artıran diğer durumlardır. Korunma ve tedavi, bu etkenlerin bütününe yöneliktir: sigaranın bırakılması, düzenli fiziksel etkinlik, beslenme düzenlenmesi, kan basıncı ve glisemik denetim ile lipid düşürücü tedavi temel bileşenlerdir. Statinler yalnızca lipid düşürücü etkileriyle değil, plağı kararlı hale getiren etkileriyle de sonuçları iyileştirir; yüksek riskli hastalarda ek ajanlar kullanılır. Damar olayı geçirmiş hastalarda antiagregan tedavi ikincil korunmanın ayrılmaz parçasıdır.[2]
Revaskülarizasyon — stent uygulaması, karotis endarterektomi ya da baypas cerrahisi — darlığın yol açtığı iskemiyi giderir, ancak altta yatan sistemik süreci durdurmaz; bu nedenle girişim, tıbbi tedavinin yerine değil, ona ek olarak düşünülür. Yoğun bakım ve ameliyat çevresi dönemde ateroskleroz, oksijen sunum-tüketim dengesizliğine bağlı tip 2 miyokart infarktüsü riskini artırır; anemi, taşikardi, hipotansiyon ve sepsis gibi durumlar, kritik darlığı olan damar yataklarında iskemiyi ortaya çıkarabilir.
Klinik tuzakların başında, damar riskinin yalnızca lipid değerlerine bakılarak değerlendirilmesi gelir; risk hesaplaması bütüncül yapılmalıdır. Bir diğeri, belirtisiz hastalarda geniş çaplı görüntüleme taramalarının yararlı sanılmasıdır; çoğu kişide karar, risk etkenlerinin yönetimini değiştirmez. Ayrıca kadınlarda ve diyabetli hastalarda iskeminin atipik biçimde ortaya çıkabilmesi, tanının gecikmesinin sık bir nedenidir.
Eş anlamlılar
- Damar sertliği
- Aterom hastalığı