Solunum yetersizliği
Solunum yetersizliği (İng. respiratory failure), solunum sisteminin yeterli oksijenlenmeyi sağlayamaması ya da karbondioksiti atamaması durumudur. Kan gazı değerleriyle tanımlanan, yaşamı tehdit eden bir tablodur.
Etimoloji
Solunum işlevinin gereksinimi karşılayamamasını anlatan betimleyici bir terimdir.
Klinik bağlam
İki tip ayırt edilir. Tip 1'de oksijen basıncı düşüktür, karbondioksit normal ya da düşüktür; temel sorun gaz değişimidir. Tip 2'de ise karbondioksit yükselmiştir; sorun ventilasyonun yetersizliğidir. Bu ayrım yalnızca tanımsal değildir, doğrudan tedaviyi belirler: birincisinde oksijenlenmenin düzeltilmesi ve altta yatan akciğer hastalığının tedavisi öne çıkarken, ikincisinde ventilasyon desteği gerekir.[1]
Hipoksemik yetmezliğin başlıca düzenekleri ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğu, şant, difüzyon bozukluğu ve alveoler hipoventilasyondur. Ayrımda pratik bir ölçüt vardır: uyumsuzluğa bağlı hipoksemi oksijen verilmesiyle düzelirken, gerçek şantta düzelme sınırlıdır. Bu nedenle yüksek oksijene karşın düzelmeyen hipoksemi, alveollerin sıvı ya da iltihapla dolu olduğunu düşündürür ve akut solunum sıkıntısı sendromu, yaygın pnömoni ile akciğer ödemi akla gelir.
Hiperkapnik yetmezlikte sorun üç başlıkta toplanır: solunum merkezinin baskılanması — sedatifler, opioidler, beyin sapı lezyonları —, solunum kaslarının ya da sinirlerin yetersizliği — miyastenia gravis, Guillain-Barré sendromu, yüksek düzey omurilik yaralanması — ve solunum işinin aşırı artması — kronik obstrüktif akciğer hastalığı alevlenmesi, ağır astım. Kas yetersizliğine bağlı tabloda önemli bir tuzak vardır: hasta uzun süre normal görünebilir, sonra hızla dekompanse olur. Oksijen satürasyonu geç düşer ve normal olması yanıltıcıdır; karar solunum kapasitesi ölçümleri, konuşma güçlüğü, sekresyonun atılamaması ve yorgunluk bulgularına dayandırılmalıdır.
Klinik değerlendirmede solunum sayısı en duyarlı erken göstergedir ve sıklıkla eksik kaydedilir. Yardımcı kas kullanımı, paradoksal karın hareketi, konuşamama, terleme, huzursuzluk ve bilinç değişikliği kötüleşmenin bulgularıdır. Belirgin bir uyarı, hastanın sakinleşmesi ve solunum sayısının düşmesinin her zaman iyileşme anlamına gelmemesidir; yorulma ve yaklaşan solunum durması da aynı görünümü verir.
Kan gazı analizi tanının temelidir; asit-baz durumu, kompanzasyonun akut mı kronik mi olduğunu gösterir. Kronik karbondioksit yüksekliği olan hastalarda bikarbonat artmıştır ve pH göreli olarak korunur; akut yükselmede ise pH belirgin düşer. Bu ayrım, tedavi yoğunluğunu belirler.
Oksijen tedavisinde hedef, doygunluğun uygun aralıkta tutulmasıdır. Karbondioksit tutma eğilimi olan hastalarda aşırı oksijen verilmesi, ventilasyon-perfüzyon dağılımını bozarak ve solunum uyaranını azaltarak karbondioksiti daha da yükseltebilir; bu nedenle bu grupta denetimli oksijen uygulanır. Ancak ağır hipokseminin oksijensiz bırakılması çok daha tehlikelidir — korku nedeniyle oksijenin esirgenmesi ciddi bir hatadır.
Destek basamakları hastalığa göre seçilir. Yüksek akımlı nazal oksijen, hipoksemik yetmezlikte konfor ve etkinlik sağlar. Noninvazif mekanik ventilasyon, kronik obstrüktif akciğer hastalığı alevlenmesi ve kardiyojenik akciğer ödeminde entübasyon gereksinimini azaltır. Yanıt alınamayan, bilinci bozulan ya da havayolu güvenliği tehlikeye giren hastalarda entübasyon geciktirilmemelidir; gecikmiş entübasyon bu alandaki en sık ölümcül hatadır. Ağır olgularda yüzüstü pozisyon ve seçilmiş hastalarda vücut dışı destek gündeme gelir.
Tedavinin ikinci ayağı nedene yöneliktir: enfeksiyonun tedavisi, bronkodilatasyon, konjesyonun giderilmesi, sedatif etkilerin geri döndürülmesi ve nöromüsküler hastalığa özgü tedaviler. Destek, zaman kazandırır; iyileşmeyi sağlayan asıl unsur nedenin ortadan kaldırılmasıdır.
Eş anlamlılar
- Solunum yetmezliği
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Marino PL, Marino's The ICU Book, 4. baskı, 2014.