İçeriğe atla

Rejeksiyon

DrSozluk sitesinden
12.21, 26 Ağustos 2026 tarihinde Serkan (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 1159 numaralı sürüm (Bot: yeni madde)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Rejeksiyon (İng. rejection), nakledilen organ ya da dokunun alıcının bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak tanınıp saldırıya uğramasıdır.

Etimoloji

Latince geri çevirmek anlamındaki reicere eyleminden türetilmiştir.

Klinik bağlam

Sürecin temelinde doku uyumluluk antijenlerinin — insan lökosit antijenleri — tanınması yatar. Alıcının T hücreleri, verici antijenlerini doğrudan ya da kendi antijen sunan hücreleri aracılığıyla dolaylı olarak tanır ve yanıt başlatır. Antikor aracılı yanıtta ise vericiye özgü antikorlar damar endotelini hedef alır.[1]

Üç biçim tanımlanır. Hiperakut rejeksiyon, önceden var olan antikorlara bağlıdır ve dakikalar-saatler içinde gelişir; günümüzde çapraz karşılaştırma testleriyle büyük ölçüde önlenmiştir. Akut rejeksiyon günler-haftalar içinde ortaya çıkar; hücresel ya da antikor aracılı olabilir. Kronik rejeksiyonda ise greft işlevi yıllar içinde giderek azalır; damar duvarında kalınlaşma ve fibroz gelişir.

Klinik açıdan en önemli özellik, akut rejeksiyonun çoğunlukla belirtisiz seyretmesidir. Ateş, greftte hassasiyet ve idrar çıkışında azalma gibi klasik bulgular günümüzde ender görülür; çünkü bağışıklık baskılayıcı tedavi bu yanıtı köreltir. Tanı bu nedenle klinik bulgulara değil düzenli laboratuvar izlemine dayanır: böbrek naklinde kreatinin yükselmesi, karaciğer naklinde enzim artışı, kalp naklinde işlev bozukluğu ilk uyarı olabilir. Kesin tanı biyopsi ile konur.

Kalp naklinde rejeksiyon, göğüs ağrısı yapmaz; çünkü organ denerve edilmiştir. Bu nedenle aritmi, halsizlik ve kalp yetersizliği bulguları ilk belirti olabilir; izlem planlı biyopsiler ve gerektiğinde gen ekspresyon testleriyle yürütülür. Akciğer naklinde kronik rejeksiyon, bronşiyolitis obliterans sendromu biçiminde ortaya çıkar ve solunum işlev testlerindeki düşüşle izlenir.

Ayırıcı tanı klinik açıdan kritiktir. Greft işlev bozukluğunun her nedeni rejeksiyon değildir: kalsinörin inhibitörü toksisitesi, enfeksiyonlar — özellikle sitomegalovirüs ve BK virüsü — , damar tıkanıklığı, idrar ya da safra yolu sorunları, ilaç etkileşimleri ve altta yatan hastalığın yinelemesi düşünülmelidir. Bu ayrımın yapılmaması, enfeksiyonu olan bir hastaya bağışıklık baskılanmasının artırılması gibi yıkıcı sonuçlara yol açar.

Sık gözden kaçan bir neden, ilaç düzeylerindeki dalgalanmadır. Kalsinörin inhibitörleri, rifampisin, karbamazepin, fenitoin ve sarı kantaron gibi enzim uyarıcılarıyla birlikte kullanıldığında düzeyleri düşer ve rejeksiyon gelişir. Tersine azol antifungaller, makrolidler ve greyfurt suyu düzeyi yükseltip toksisiteye yol açar. Bu nedenle greft işlev bozukluğunda ilaç listesi ve düzeyler mutlaka gözden geçirilmelidir.

Tedavide hücresel rejeksiyonda yüksek doz kortikosteroid; dirençli olgularda antitimosit globulin kullanılır. Antikor aracılı rejeksiyonda plazma değişimi, damar içi immünglobulin ve rituksimab uygulanır. Kronik rejeksiyonda etkili tedavi sınırlıdır; korunma ve erken saptama öne çıkar.

Uyum, rejeksiyonun en önemli önlenebilir nedenidir. Özellikle ergen ve genç erişkin hastalarda ilaç alımının aksaması geç greft kaybının başlıca kaynağıdır; bu nedenle eğitim, izlem ve psikososyal destek tedavinin parçasıdır.

Herhangi bir nedenle hastaneye yatan nakil hastalarında bağışıklık baskılayıcı tedavinin kesilmemesi, uygulama yolunun planlanması ve stres dozunun değerlendirilmesi temel ilkedir.

Kan ürünü verilmesi ve gebelik gibi durumlar, vericiye özgü antikor gelişimine yol açabileceğinden dikkat gerektirir.

Eş anlamlılar

  • Doku reddi

İlgili terimler

Kaynaklar

  1. Loscalzo J ve ark. (ed.), Harrison's Principles of Internal Medicine, 21. baskı, 2022.