Diyastolik disfonksiyon
Diyastolik disfonksiyon (İng. diastolic dysfunction), ventrikülün gevşeme ve dolum özelliklerinin bozulmasıdır. Kasılma gücü korunmuş olsa bile, dolumun yüksek basınç gerektirmesi nedeniyle kalp yetmezliği bulgularına yol açabilir.
Etimoloji
"Diyastol", Yunanca diastole (genişleme, ayrılma) sözcüğünden gelir ve kalbin gevşeyip dolduğu evreyi belirtir; "disfonksiyon" ise işlev bozukluğunu anlatır.
Klinik bağlam
Diyastol, iki ayrı sürecin toplamıdır. Erken diyastolde gevşeme enerji gerektiren etkin bir olaydır; kalsiyumun sarkoplazmik retikuluma geri pompalanmasıyla gerçekleşir ve iskemi ile enerji yetersizliğinde erken bozulur. Geç diyastolde ise belirleyici olan, ventrikül duvarının pasif esnekliğidir. Hipertrofi, fibroz ve infiltratif süreçler duvarı sertleştirir; aynı hacmi kabul edebilmek için daha yüksek dolum basıncı gerekir. Bu yükselen basınç geriye, sol atriyum ve akciğer damar yatağına yansır ve nefes darlığı ile konjesyon bulgularını doğurur.[1]
Kavramın klinik karşılığı, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğidir; günümüzde kalp yetmezliği olgularının yaklaşık yarısını oluşturur. Zemin hazırlayan durumlar arasında hipertansiyon, ileri yaş, diabetes mellitus, obezite, atriyal fibrilasyon, kronik böbrek hastalığı ve obstrüktif uyku apnesi sayılır. Hipertrofik kardiyomiyopati, amiloidoz gibi infiltratif hastalıklar ve konstriktif perikardit daha özgül nedenlerdir.
Tanı, kalp yetmezliği belirtileri bulunan ve ejeksiyon fraksiyonu korunmuş bir hastada dolum basınçlarının yükseldiğinin gösterilmesine dayanır. Ekokardiyografide mitral akım örüntüsü, doku Doppler ile ölçülen anulus hızları, sol atriyum hacmi ve triküspit yetmezlik hızı birlikte değerlendirilir; tek bir ölçüt yeterli değildir. Natriüretik peptit düzeyleri destekleyicidir, ancak obezitede düşük, atriyal fibrilasyonda yüksek çıkabileceğinden dikkatle yorumlanmalıdır. Belirtiler yalnızca eforla ortaya çıkıyorsa, dinlenmede normal bulunan ölçümler tanıyı dışlamaz; efor sırasında yapılan değerlendirmeler bu durumda değerlidir.
Klinik davranış, sistolik yetmezlikten önemli farklar gösterir. Hastalar taşikardiyi kötü tolere eder: diyastol süresinin kısalması dolum için gereken zamanı azaltır. Atriyal kasılmanın katkısı büyüktür; bu nedenle atriyal fibrilasyon geliştiğinde ani ve belirgin bozulma görülebilir. Ayrıca hacim durumuna duyarlıdırlar — hafif bir fazlalık akciğer ödemine, hafif bir eksiklik ise debi düşüklüğüne yol açabilir; bu dar pencere, sıvı yönetimini güçleştirir.
Yönetimde uzun süre etkili bir tedavi gösterilememişken, son yıllarda SGLT2 inhibitörlerinin bu grupta hastaneye yatış ve kardiyovasküler sonuçları iyileştirdiği gösterilmiş ve tedavinin temel bileşeni haline gelmiştir. Bunun dışında konjesyonun diüretiklerle giderilmesi, kan basıncının denetimi, kilo yönetimi, egzersiz kapasitesinin artırılması, atriyal fibrilasyonun uygun tedavisi ve eşlik eden hastalıkların yönetimi esastır. Altta yatan özgül bir neden — amiloidoz, hipertrofik kardiyomiyopati, konstriktif perikardit — saptandığında tedavi ona yönelir.[2]
Ameliyat çevresi dönem ve yoğun bakımda bu hastalar özel dikkat gerektirir. Hedef, sinüs ritminin korunması, kalp hızının aşırı yükselmemesi, ön yükün dar bir aralıkta tutulması ve art yükteki ani değişikliklerden kaçınılmasıdır. Anestezi indüksiyonunda vazodilatasyona bağlı ön yük düşüşü belirgin hipotansiyon yaratabilir; buna karşılık aşırı sıvı yüklemesi akciğer ödemine yol açar. Bu nedenle yönetim, dinamik sıvı yanıtlılığı değerlendirmeleri ve yatak başı ekokardiyografiyle yönlendirilmelidir.
Klinik tuzakların başında, korunmuş ejeksiyon fraksiyonuna dayanarak kalp yetmezliği tanısının dışlanması gelir; ejeksiyon fraksiyonu yalnızca sistolik işlevi yansıtır. Bir diğeri, nefes darlığının akciğer hastalığına bağlanarak diyastolik değerlendirmenin yapılmamasıdır.
Eş anlamlılar
- Diyastolik işlev bozukluğu
- Ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği (klinik karşılığı)