Fibrinojen
Fibrinojen (faktör I; İng. fibrinogen), karaciğerde üretilen ve pıhtılaşma kaskadının son basamağında trombin etkisiyle fibrine dönüşerek pıhtının yapısal iskeletini oluşturan plazma proteinidir. Aynı zamanda bir akut faz reaktanıdır.
Etimoloji
Ad, pıhtı ipliklerini adlandıran Latince fibra (lif) sözcüğü ile "doğuran, oluşturan" anlamındaki Yunanca -genes ekinin birleşimidir; sözcük anlamıyla "lif oluşturan" demektir.
Klinik bağlam
Molekül, üç çift polipeptit zincirinden oluşan simetrik bir yapıdadır. Pıhtılaşmanın ortak yolunda trombin, fibrinojenden fibrinopeptitleri ayırarak fibrin monomerlerini açığa çıkarır; bu monomerler kendiliğinden bir araya gelerek ağ oluşturur ve faktör XIII tarafından çapraz bağlanarak sağlamlaştırılır. Fibrin ağı, trombositlerin oluşturduğu ilk tıkacı stabilize eder ve mekanik dayanıklılığı belirler. Ayrıca fibrinojen, trombositlerin glikoprotein IIb/IIIa reseptörleri arasında köprü kurarak agregasyonun kendisinde de doğrudan rol oynar.[1]
Klinik değeri, ağır kanamalarda ilk tükenen pıhtılaşma bileşeni olmasından kaynaklanır. Masif kanamada fibrinojen düzeyi, diğer faktörlerden ve trombosit sayısından daha erken kritik eşiğin altına iner; bu nedenle güncel kanama yönetimi kılavuzları, fibrinojenin erken ve hedefe yönelik biçimde yerine konmasını önerir. Kaynak olarak fibrinojen konsantresi ya da kriyopresipitat kullanılır; taze donmuş plazma, içerdiği fibrinojen yoğunluğu düşük olduğundan aynı hızda düzeltme sağlamaz. Travma, postpartum kanama ve büyük cerrahide düzeyin ölçülmesi ve yerine konması, sonuçları iyileştiren yaklaşımlar arasında sayılır.[2]
Düzeyin düşmesi üç mekanizmayla olur: tüketim, dilüsyon ve üretim yetersizliği. Yaygın damar içi pıhtılaşmada hem tüketim hem fibrinoliz artışı söz konusudur ve düşük fibrinojen, tablonun ağırlığını gösteren bulgulardan biridir. Masif transfüzyonda kristalloid ve eritrosit süspansiyonuyla yapılan seyreltme belirleyicidir. Karaciğer yetmezliğinde üretim azalır; ayrıca yapısal olarak anormal molekül üretimiyle giden disfibrinojenemi görülebilir. Kalıtsal afibrinojenemi ve hipofibrinojenemi seyrek ancak önemli kanama nedenleridir. Trombolitik tedavi de dolaşımdaki fibrinojeni belirgin biçimde düşürür.
Yüksek düzeyler farklı bir anlam taşır. Fibrinojen bir akut faz reaktanı olduğundan enfeksiyon, inflamasyon, travma, gebelik ve maligniteyle birlikte yükselir; bu yükselme aynı zamanda eritrosit sedimentasyon hızının artmasının başlıca nedenidir. Kalıcı yüksek düzeyler kardiyovasküler olaylar için bağımsız bir risk göstergesi olarak tanımlanmıştır, ancak bu ilişkinin nedensel olup olmadığı tartışmalıdır ve düzeyi düşürmeye yönelik bir tedavi yaklaşımı bulunmamaktadır.
Ölçüm yöntemleri arasında en yaygın kullanılan Clauss yöntemidir. Bunun yanı sıra viskoelastik testler (tromboelastografi ve rotasyonel tromboelastometri), fibrinojenin pıhtı sağlamlığına katkısını yatak başında ve hızlı biçimde değerlendirerek hedefe yönelik transfüzyon kararlarını destekler; bu testler özellikle kardiyak cerrahi, travma ve karaciğer naklinde yerleşmiştir.
Klinik tuzakların başında, normal aralıkta görünen bir fibrinojen düzeyinin gebelik ve inflamasyon gibi bazal değeri yükselten durumlarda aslında düşük kabul edilmesi gerektiğinin gözden kaçırılması gelir; postpartum kanamada beklenenden düşük bir değer, ağır kanamanın erken uyarısıdır. Bir diğeri, laboratuvar sonucunun beklenmesi nedeniyle yerine koymanın gecikmesidir; ağır kanamada karar, klinik tablo ve viskoelastik testlerle desteklenerek verilmelidir. Ayrıca yüksek dozda kolloid kullanımının fibrin polimerizasyonunu bozarak, ölçülen düzey yeterli olsa bile pıhtı kalitesini düşürebileceği akılda tutulmalıdır.
Eş anlamlılar
- Faktör I
- Pıhtılaşma faktörü I