Sedasyon
Sedasyon (İng. sedation), ilaçlarla bilinç düzeyinin denetimli biçimde baskılanmasıdır. Girişimlerin uygulanabilmesini, mekanik ventilasyonun tolere edilmesini ve rahatsızlığın azaltılmasını sağlar.
Etimoloji
Ad, Latince sedare (yatıştırmak, sakinleştirmek) fiilinden gelir.
Klinik bağlam
Sedasyon, kesin sınırları olan ayrı durumlar değil sürekli bir yelpazedir: hafif sedasyondan orta ve derin sedasyona, oradan genel anesteziye kesintisiz geçilir. Bu süreklilik klinik açıdan kritik bir sonuç doğurur — hedeflenen düzeyden daha derine geçilmesi her zaman olasıdır. Bu nedenle sedasyon uygulayan kişinin, bir sonraki derinlik düzeyini yönetebilecek — havayolunu koruyabilecek ve ventilasyonu destekleyebilecek — yetkinlikte olması temel bir güvenlik ilkesidir.[1]
Ameliyathane dışı girişim sedasyonunda hazırlık, genel anesteziyle aynı titizliği gerektirir: açlık durumunun sorgulanması, havayolu değerlendirmesi, damar yolu, oksijen kaynağı, aspiratör, havayolu donanımı ve resüsitasyon hazırlığı. İzlemde nabız oksimetresinin yanı sıra kapnografi önerilir; oksijen desteği alan hastada satürasyon uzun süre normal kalabildiğinden, hipoventilasyonu en erken gösteren yöntem soluk sonu karbondioksit izlemidir.
Yoğun bakımda sedasyon anlayışı son yirmi yılda köklü biçimde değişmiştir. Eskiden derin sedasyon standart kabul edilirken, günümüzde hafif sedasyon hedefleri benimsenmiştir. Derin ve uzun süreli sedasyonun mekanik ventilasyon süresini uzattığı, deliryum sıklığını artırdığı, hareketsizliğe bağlı güçsüzlüğe katkıda bulunduğu ve uzun dönem sonuçları kötüleştirdiği gösterilmiştir. Bu nedenle güncel yaklaşım, doğrulanmış ölçeklerle belirlenen hafif bir hedefe ulaşmak, günlük sedasyon kesintisi uygulamak ve sedasyon kesintisini spontan solunum denemesiyle eşleştirmektir.
İlaç seçimi de bu değişimin parçasıdır. Benzodiazepinler deliryumla ilişkilendirildiğinden — alkol yoksunluğu ve nöbet gibi özgül endikasyonlar dışında — kaçınılması önerilir. Propofol hızlı titre edilebilmesi ve çabuk uyanma sağlaması nedeniyle yeğlenir; ancak uzun süreli yüksek dozda propofol infüzyon sendromu riski taşır. Deksmedetomidin, uyandırılabilir bir sedasyon sağlar ve solunumu belirgin biçimde baskılamaz; bradikardi ve hipotansiyon başlıca yan etkileridir. Ketamin ve seçilmiş olgularda uçucu ajanlar diğer seçeneklerdir.
Ağrı ile sedasyonun ayrılması, bu alandaki en önemli kavramsal noktadır. Ajite bir hastada öncelik, ağrının giderilmesidir; sedatiflerin analjezik etkisi yoktur ve ağrılı bir hastayı sedatize etmek, sorunu çözmeden gizler. Bu nedenle güncel yaklaşım "analjezi öncelikli" sedasyon olarak adlandırılır. Ayrıca ajitasyonun nedeni araştırılmalıdır: hipoksi, hiperkapni, idrar retansiyonu, yoksunluk, deliryum ve ventilatörle uyumsuzluk sık nedenlerdir.[2]
Nöromüsküler blokaj uygulanan hastalarda sedasyon ayrı bir zorunluluktur: hareketsiz kalan hasta yetersiz sedasyonu belli edemez ve bu durum, intraoperatif farkındalık benzeri ağır ruhsal travmaya yol açar. Bu hastalarda sedasyon derinliğinin ayrıca ve nesnel biçimde değerlendirilmesi gerekir.
Uzun süreli sedasyon sonrası yoksunluk tablosu gelişebilir; ajitasyon, titreme, taşikardi ve nöbetle seyreder ve sıklıkla deliryum sanılır. Bu nedenle uzun süre infüzyon alan hastalarda ilaç kademeli azaltılmalıdır.
Klinik tuzakların başında, sedasyon düzeyinin ölçekle değerlendirilmeyip izlenime bırakılması gelir. Bir diğeri, uyanmayan hastada ilaç ve metabolit birikiminin — özellikle böbrek ve karaciğer yetmezliğinde — düşünülmemesi ve gereksiz nörolojik incelemelere yönelinmesidir.
Eş anlamlılar
- Sakinleştirme
- Bilinçli sedasyon (hafif düzeyi için)