İçeriğe atla

Retina

DrSozluk sitesinden
17.19, 25 Ağustos 2026 tarihinde Serkan (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 777 numaralı sürüm (Bot: yeni madde)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Retina (İng. retina; Lat. rete "ağ"), göz küresinin iç yüzünü döşeyen, ışığı sinir uyarısına çeviren sinir dokusu tabakasıdır.

Etimoloji

Latince ağ anlamındaki rete sözcüğünden türetilmiştir; damar ağının görünümüne göndermedir.

Klinik bağlam

Doku, embriyolojik olarak merkezi sinir sisteminin uzantısıdır; bu nedenle beyin dokusuyla benzer özellikler taşır ve kendine özgü bir kan-retina engeli bulunur. Işığı algılayan fotoreseptörler — konik ve çomak hücreler — dış tabakada yer alır; uyarı bipolar ve gangliyon hücreleri üzerinden optik sinire aktarılır. Makula, keskin ve renkli görmeden sorumlu merkezî bölgedir; çevresel retina ise geniş görme alanını ve karanlıkta görmeyi sağlar.[1]

Kanlanması iki kaynaklıdır: iç tabakalar santral retinal arterden, dış tabakalar ise koroid dolaşımından beslenir. Santral retinal arter, oftalmik arterin dalıdır ve gerçek anlamda son arter niteliğindedir; tıkandığında ani, ağrısız ve çoğunlukla kalıcı görme kaybı gelişir. Bu tablo gözün inme eşdeğeri kabul edilir; kaynak çoğunlukla karotis plağı ya da kardiyoembolizmdir ve hasta inme ikincil korunması çerçevesinde değerlendirilmelidir. Geçici tıkanma amaurosis fugax olarak adlandırılır ve uyarıcı bulgudur.

Retina, sistemik hastalıkların doğrudan gözlenebildiği tek bölgedir; bu nedenle göz dibi incelemesi yatak başında değerli bilgi verir. Diabetes mellitusta mikroanevrizmalar, kanamalar, sert eksüdalar ve ilerleyen evrede yeni damar oluşumu görülür; diyabetik retinopati, çalışma çağındaki erişkinlerde körlüğün önde gelen nedenlerindendir ve düzenli tarama ile büyük ölçüde önlenebilir. Hipertansiyonda arteriyollerde daralma, çaprazlaşma bulguları, kanamalar ve pamuk yığını lekeleri; malign hipertansiyonda ise papilödem saptanır. İntrakraniyal basınç artışında görülen papilödem, kafa içi sürecin duyarlı göstergesidir.

Diğer tanısal bulgular arasında invazif kandidiyazis ve enfektif endokarditte görülen retina lezyonları, hiperviskozite sendromunda venlerde belirgin genişleme ve boğumlanma, ağır anemi ve lösemide kanamalar sayılır. Kandidemi olgularında göz muayenesinin önerilmesi, sessiz seyreden endoftalmi riskinden kaynaklanır.

Retina dekolmanı, nöral tabakanın altındaki pigment epitelinden ayrılmasıdır; ani başlayan uçuşan cisimler, ışık çakmaları ve görme alanında perde inmesi biçiminde belirti verir. Acil değerlendirme gerektirir; erken cerrahi görme prognozunu belirler. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, gelişmiş ülkelerde ileri yaşta görme kaybının başlıca nedenidir; yaş tipinde damar geçirgenliğini hedefleyen tedaviler kullanılır.

Prematüre retinopatisi, erken doğan bebeklerde damar gelişiminin bozulmasıyla ortaya çıkar; oksijen tedavisinin ölçülü uygulanması ve tarama programları körlüğü önlemede belirleyicidir. Bu, yoğun bakım uygulamasıyla doğrudan ilişkili bir örnektir.

Yoğun bakım ve anestezi açısından birkaç nokta öne çıkar. Sedatize ve kas gevşetici uygulanan hastalarda göz kapaklarının tam kapanmaması kornea hasarına yol açar; göz bakımı rutin uygulamanın parçasıdır. Yüzüstü pozisyonda yapılan uzun cerrahilerde göz küresine bası, retinal perfüzyonu bozarak kalıcı görme kaybına neden olabilir; gözlerin serbest bırakılması, düzenli kontrol edilmesi, hipotansiyondan ve ağır anemiden kaçınılması önerilir. Ameliyat sonrası görme kaybı, ender ancak yıkıcı bir komplikasyondur.

Görüntülemede optik koherens tomografi, retina tabakalarını mikroskobik ayrıntıda gösterir ve izlemde kullanılır; floresein anjiyografi damar yapısını ve sızıntıyı ortaya koyar.

Eş anlamlılar

  • Ağ tabaka

İlgili terimler

Kaynaklar

  1. Standring S (ed.), Gray's Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice, 42. baskı, 2020.