Depresyon
Depresyon (İng. depression; Lat. deprimere "bastırmak, çökertmek"), çökkün duygudurum ve ilgi-istek kaybının en az iki hafta sürdüğü, işlevselliği bozan yaygın ruhsal bozukluktur. Tıp yazınında ayrıca fizyolojik bir işlevin baskılanması anlamında da kullanılır — solunum depresyonu gibi.
Etimoloji
Latince deprimere (aşağı bastırmak) eyleminden türetilmiştir.
Klinik bağlam
Tanı ölçütleri, çökkün duygudurum ya da ilgi ve zevk alma kaybının yanında uyku bozukluğu, iştah ve kilo değişikliği, yorgunluk, değersizlik ve suçluluk duyguları, dikkat ve karar verme güçlüğü, psikomotor yavaşlama ya da huzursuzluk ve ölüm-intihar düşüncelerinin belirli sayıda ve süreyle bulunmasını gerektirir. Belirtilerin yas, geçici üzüntü ve tıbbi bir durumun doğrudan etkisinden ayırt edilmesi gerekir.[1]
Patofizyoloji tek bir mekanizmaya indirgenemez. Monoamin — serotonin, noradrenalin, dopamin — iletiminde değişiklikler, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseninin aşırı etkinliği, düşük düzeyli enflamasyon, nöroplastisitede azalma ve genetik yatkınlık birlikte rol oynar. Stres yaratan yaşam olayları, erken dönem olumsuz deneyimler, sosyal yalıtım ve kronik hastalık yükü tetikleyici etkenlerdir.
Bedensel hastalıklarla ilişkisi çift yönlüdür. Koroner arter hastalığı, inme, diabetes mellitus, kanser, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kronik böbrek hastalığı, Parkinson hastalığı ve kronik ağrı tablolarında sıklığı belirgin biçimde artar; buna karşılık depresyon da bu hastalıkların gidişini kötüleştirir, tedaviye uyumu azaltır ve ölüm oranını yükseltir. Yoğun bakım sonrası dönemde depresyon, yoğun bakım sonrası sendromun temel bileşenlerindendir.
Ayırıcı tanıda tıbbi nedenler mutlaka gözden geçirilmelidir: hipotiroidi, B12 vitamini ve folat eksikliği, anemi, adrenal yetmezlik ve Cushing sendromu, uyku apnesi, nörolojik hastalıklar ve ilaçlar — kortikosteroidler, interferon, bazı antihipertansifler, alkol ve madde kullanımı. Bipolar bozukluğun depresif dönemi ayrı ele alınmalıdır; geçmiş hipomanik ya da manik dönem sorgulanmadan antidepresan başlanması duygudurum kaymasına yol açabilir — sık ve önemli bir hatadır.
Değerlendirmenin ayrılmaz parçası intihar riskinin sorgulanmasıdır. Doğrudan sormanın riski artırmadığı, tersine değerlendirmeyi kolaylaştırdığı gösterilmiştir. Risk etkenleri arasında geçmiş girişim, plan varlığı, umutsuzluk, madde kullanımı, erişilebilir yöntem, sosyal destek yoksunluğu ve eşlik eden bedensel hastalık bulunur. Yüksek riskte güvenliğin sağlanması ve acil psikiyatrik değerlendirme önceliklidir.
Tedavi, hastalığın şiddetine ve hasta tercihine göre planlanır. Hafif olgularda yapılandırılmış psikoterapiler — bilişsel davranışçı terapi, kişilerarası terapi — ilk seçenektir. Orta ve ağır olgularda antidepresan tedavi ile psikoterapinin birlikte uygulanması en etkili yaklaşımdır. İlaç seçiminde etkinlikten çok yan etki profili, eşlik eden hastalıklar ve etkileşimler belirleyicidir; seçici serotonin geri alım inhibitörleri çoğu hastada ilk basamaktır. Yanıtın haftalar içinde geliştiği, erken dönemde yan etkilerin daha belirgin olabileceği ve düzelme sağlandıktan sonra tedavinin belirli bir süre sürdürülmesi gerektiği hastaya açıklanmalıdır; erken bırakma yinelemenin başlıca nedenidir.[2]
İlaç güvenliği açısından birkaç nokta öne çıkar. Serotonerjik ilaçların birlikte kullanımı serotonin sendromuna yol açabilir; ateş, ajitasyon, klonus, hiperrefleksi ve otonom kararsızlıkla seyreden bu tablo yoğun bakım gerektirebilir. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri hiponatremi riskini artırır — özellikle yaşlıda ve diüretik kullananlarda — ve trombosit işlevini bozarak kanama eğilimi yaratabilir. Trisiklik antidepresanlar aşırı dozda kardiyotoksiktir. Monoamin oksidaz inhibitörleri, tiramin içeren besinler ve sempatomimetiklerle hipertansif kriz riski taşır; anestezi uygulamasında ilaç etkileşimleri açısından dikkat gerekir.
Tedaviye dirençli olgularda ilaç değişimi, güçlendirme stratejileri, elektrokonvülzif tedavi ve yeni geliştirilen hızlı etkili seçenekler gündeme gelir. Elektrokonvülzif tedavi, ağır, psikotik özellikli ve yüksek intihar riski taşıyan depresyonda en etkili yöntemlerdendir. Uyku düzeni, fiziksel etkinlik, alkol ve madde kullanımının azaltılması ile sosyal desteğin güçlendirilmesi tüm basamaklarda destekleyicidir.
Eş anlamlılar
- Majör depresif bozukluk
- Çökkünlük