Organ bağışı
Organ bağışı (İng. organ donation), bir kişinin organ ve dokularının nakil amacıyla başka bir hastaya aktarılmak üzere verilmesidir. Yaşayan vericiden ya da ölümden sonra gerçekleşebilir.
Etimoloji
Türkçe adlandırma, işlemin gönüllü ve karşılıksız niteliğini vurgular; bu vurgu, organ ticaretinin evrensel olarak yasaklanmış olmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Klinik bağlam
Ölümden sonra bağış iki yolla gerçekleşir. Beyin ölümü sonrası bağışta, tüm beyin işlevlerinin geri dönüşsüz biçimde yitirildiği tanı ölçütlerle konur; dolaşım desteklenerek sürdürüldüğünden organ perfüzyonu korunur ve birden çok organ nakledilebilir. Dolaşım ölümü sonrası bağışta ise yaşam desteğinin sonlandırılmasının ardından dolaşımın durması beklenir; sıcak iskemi süresi kısıtlayıcıdır ve organ seçimi daha sınırlıdır. Her iki yolda da ölüm tanısını koyan ekip ile nakil ekibinin birbirinden ayrı olması, tıp etiğinin temel kuralıdır.[1]
Beyin ölümü tanısı, ancak geri döndürülebilir tüm nedenler dışlandıktan sonra konabilir: ağır hipotermi, ilaç ve zehir etkileri, sedasyon kalıntısı, rezidüel nöromüsküler blok, ciddi elektrolit ve endokrin bozukluklar ile hipotansiyon giderilmiş olmalıdır. Ardından tüm beyin sapı reflekslerinin yokluğu gösterilir ve apne testi uygulanır. Tanı, ulusal düzenlemelerle belirlenen nitelikte hekimlerce ve tanımlanmış gözlem aralıklarıyla konur.
Beyin ölümü gerçekleştikten sonraki fizyolojik yönetim, nakil sonuçlarını doğrudan etkiler ve yoğun bakımın etkin bir görevidir. Beyin sapı işlevinin kaybı çok sistemli bozulmaya yol açar: sempatik fırtınayı izleyen damar tonusu kaybı ve dirençli hipotansiyon, diabetes insipidus ile ağır hipernatremi ve hipovolemi, ısı düzenlemesinin bozulmasına bağlı hipotermi, endokrin eksiklikler, koagülopati ve akciğer hasarı görülür. Yönetimin hedefi, organların perfüzyonunu ve işlevini korumaktır: hacim dengesinin sağlanması, vazopresör desteği, desmopressin ile idrar kaybının denetlenmesi, hormon desteği, normoterminin korunması, akciğeri koruyucu ventilasyon ve elektrolitlerin düzeltilmesi. Bu bakımın niteliği, nakledilebilen organ sayısını belirgin biçimde artırır.[2]
Ailelerle iletişim sürecin belirleyici bileşenidir. Beyin ölümünün ölüm anlamına geldiğinin açık ve tutarlı biçimde anlatılması, göğsün hâlâ inip kalkması ve cildin sıcak olması nedeniyle güç olabilir. Bu nedenle bilgilendirmenin, bağış konuşmasından ayrı bir zamanda ve ölüm haberi tam olarak anlaşıldıktan sonra yapılması ("ayrık istem") önerilir; görüşmelerin bu konuda eğitimli koordinatörlerce yürütülmesi kabul oranlarını artırır ve aile memnuniyetini iyileştirir.
Yasal çerçeve ülkelere göre değişir. Bazı ülkelerde açık onam (kişinin ya da ailesinin izni gerekir), bazılarında varsayılan onam ("itiraz etmedikçe bağışçı sayılma") modeli uygulanır. Türkiye'de bağış, kişinin sağlığında beyan etmesiyle ya da ölüm sonrası yakınlarının izniyle gerçekleşir. Organ ticareti evrensel olarak yasaktır.
Yaşayan verici bağışı, başta böbrek ve karaciğerin bir bölümü olmak üzere uygulanır. Bu süreçte verici sağlıklıdır ve girişimden doğrudan tıbbi yarar görmez; bu nedenle ayrıntılı tıbbi ve psikososyal değerlendirme, bağımsız savunuculuk ve gönüllülüğün doğrulanması zorunludur.
Klinik tuzakların başında, olası bağışçının erken tanınmaması ve koordinasyon biriminin geç bilgilendirilmesi gelir. Bir diğeri, beyin ölümü sonrası dönemde yoğun bakım desteğinin "artık gereksiz" sayılarak azaltılmasıdır; oysa bu dönemdeki fizyolojik yönetim, nakil başarısının belirleyicisidir. Ayrıca omurilik kaynaklı refleks hareketlerin ailelerce yaşam belirtisi olarak yorumlanabileceği ve bunun önceden açıklanması gerektiği unutulmamalıdır.
Eş anlamlılar
- Organ nakli bağışı
- Donörlük