Radyoterapi
Radyoterapi (İng. radiotherapy), iyonlaştırıcı ışınım kullanılarak yapılan kanser tedavisidir.
Etimoloji
Latince ışıma anlamındaki radiatio ile tedavi anlamındaki therapia sözcüklerinden oluşur.
Klinik bağlam
Işınım, hücre DNA'sında doğrudan ve serbest radikaller aracılığıyla dolaylı hasar oluşturur. Kanser hücrelerinin onarım yeteneği normal dokulara göre daha sınırlı olduğundan, tedavi küçük dozlara bölünerek uygulanır — fraksiyonasyon. Böylece normal doku her fraksiyon arasında onarılırken tümör hücrelerinde hasar birikir. Bu ilke, tedavinin neden haftalara yayıldığını açıklar.[1]
Etkinliği oksijenlenmeye bağlıdır; hipoksik tümör bölgeleri daha dirençlidir. Bu nedenle aneminin düzeltilmesi ve sigaranın bırakılması tedavi yanıtını etkiler.
Uygulama biçimleri arasında dıştan ışınlama, brakiterapi — kaynağın doku içine ya da boşluğa yerleştirilmesi — ve sistemik radyonüklit tedavileri bulunur. Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve stereotaktik yöntemler, hedefe yüksek doz verirken çevre dokuları korur.
Amaca göre küratif, adjuvan, neoadjuvan ve palyatif tedavi olarak ayrılır. Palyatif kullanım, metastaza bağlı kemik ağrısında, kanamada ve bası bulgularında hızlı rahatlama sağlar; kısa süreli rejimlerle uygulanabilir.
Onkolojik acillerde yeri belirleyicidir. Omurilik basısında, kortikosteroidle birlikte acil radyoterapi ya da cerrahi uygulanır; sırt ağrısıyla birlikte güçsüzlük, duyu kaybı ya da idrar-dışkı kaçırma gelişen hastada gecikme kalıcı felçle sonuçlanır. Üst vena kava sendromunda da ışınlama seçeneklerden biridir.
Yan etkiler erken ve geç olarak ayrılır. Erken yan etkiler hızlı çoğalan dokularda görülür: deri tepkimeleri, mukozit, disfaji, ishal, bulantı ve kusma, sistit ve kemik iliği baskılanması. Geç yan etkiler ise fibroz, damar hasarı ve organ işlev kaybıyla ilişkilidir; aylar-yıllar sonra ortaya çıkar ve çoğunlukla geri dönüşsüzdür.
Bölgeye özgü geç etkiler bilinmelidir: göğüs ışınlaması sonrası koroner arter hastalığı, kapak hastalığı, perikardit ve akciğer fibrozisi; boyun ışınlaması sonrası hipotiroidi, ağız kuruluğu, diş çürükleri ve karotis darlığı; pelvis ışınlaması sonrası kısırlık, radyasyon proktiti ve sistiti. Beyin ışınlaması bilişsel gerilemeye yol açabilir. Ayrıca ikincil kanser riski uzun dönemde artar.
Boyun bölgesi ışınlanan hastalarda diş değerlendirmesinin tedaviden önce yapılması zorunludur; sonrasında yapılan çekimler osteoradyonekroz riski taşır. Bu adımın atlanması, önlenebilir ve ağır bir komplikasyona yol açar.
Anestezi ve girişim açısından, ışınlanmış boyun dokusunda fibroz nedeniyle güç havayolu ve sınırlı boyun hareketi beklenir; ayrıca yara iyileşmesi bozulur ve enfeksiyon riski artar. Bu bilgi, ameliyat öncesi değerlendirmede sorgulanmalıdır.
Radyasyon pnömonisi, göğüs ışınlamasından haftalar sonra öksürük, nefes darlığı ve ateşle ortaya çıkar; enfeksiyondan ayırt edilmesi gerekir ve tedavisi kortikosteroiddir.
Radyasyon güvenliği açısından dıştan ışınlama alan hasta çevresine ışınım yaymaz; buna karşılık brakiterapi ve radyonüklit tedavilerinde belirli süre önlemler gerekir. Bu ayrımın bilinmemesi, hastaların gereksiz yere yalıtılmasına yol açar.
Kalp pili ve implante kardiyoverter defibrilatör taşıyan hastalarda cihaz işlevi etkilenebileceğinden planlama ve izlem gerekir. Gebelikte tedavi, fetal doz hesaplanarak ve çok disiplinli değerlendirmeyle planlanır.
Eş anlamlılar
- Işın tedavisi
İlgili terimler
Kaynaklar
- ↑ Adam A ve ark. (ed.), Grainger & Allison's Diagnostic Radiology, 7. baskı, 2020.